Boğumlama Kusurları ve Göstergeler

*Boğumlama(artekülasyon)
*Boğumlama kusurları
-gığılama
-ıslıklama
-kekemelik
-ekleme
-boğumlama gecikmesi
-ağır boğumlama
-hızlı boğumlama

-tutukluk
-gevşeklik

*Gösterge nedir?

BOĞUMLAMA;seslerden oluşan hecelere gerekli ses değerlerini vererek bazı seslerive heceleri atlamadan değiştirmeden doğru güzel ve iyi anlaşılabilecek bir şekilde söylemaktir.Bunların yanlış kullanılması ses kusurlarını meydana getirir.

Boğumlama gecikmesi: Kişinin, sesleri yaşının gerektirdiği dil olgunluğu içinde artiküle edememe durmuna boğumlama gecikmesi denir.

Ağır Boğumlama:Bu tip boğumlama bozukluğu olanlar, heceleri gereğinden fazla uzatarak konuşurlar. Uzatma çoğunlukla bir kelimenin bütün hecelerinde ve cümlenin de bütün kelimelerinde görülür. Dil ve konuşma bozukluğu türlerinden en az rastlanan ağır boğumlama, genellikle alışkanlık ve kötü örnek faktörlerine bağlıdır.

Kekemelik: Damaktan gelen seslerle başlayan kelimelerin ilk sesini tekrar ede ede ve güçlükle söylemek. Söz söylerken birden bire duraklama, çoğunlukla buna katılan yüz buruşturması ve gerilme hareketiyle hecelerin tekrarlanmasından ibarettir.

Tutukluk: Dilinde hafif bir tutukluk olan,dura dura konuşan,serbest ve kolay bir şekilde konuşamayan.

Ekleme:Kelime sonunda genellikle okunmayan bir ünsüzü bir sonraki kelimenin başındaki ünlüye ekleyerek okuma.

Atlama:Hece atlayarak konuşmadır.Örneğin birçoğumuzun yaptığı kapıyı kilitledim diyeceğimiz yere kapıyı kitledim deriz.

Gığılama: ( R ) ünsüzünün, küçük dilin titremesiyle boğazda meydana gelmesidir. Bu bozukluğu gidermek için ( R) ünsüzünü doğru boğumlandırmaya çalışalım. ® ünsüzü dilin ucunu damağa kadar kaldırarak verilir. Öyle ki dil şiddetle çıkan havaya dokununca geri çekilir ve bir çeşit titreme yaparak yerine gelir. Böylece dilin ucunu uzun zaman titremeye çaba harcamakla iyi bir sonuç alınabilir.

Islıklama: ( s ) ünsüzünün şiddetini abartmaktan ileri gelir. Dil üst dişlerin iç tarafina dayanip hava dişlerin arasindan sizarsa bu yanliş ortaya çikar.

Gevşeklik: bir boğumlama tembelliğinden ileri gelir. Bu bozukluğun önüne geçmek için dişler arasına bir kurşun kalemi sıkıştırıp heceleri söylerken onların iyice anlaşılmasına çalışılır. Dişler arasından kalem çekildiği zaman, boğumlanma daha açık olarak anlaşılan bir biçim alıp dil, yanaklar ve dudaklar görevlerini yapmaya başlarlar.

Değiştirme: bir ünsüzün yerine başka bir ünsüzü söyleme alişkanligi olup bir çok çeşitleri vardir. Sert ünsüzlerle olanına sık rastlanır. (zeleştirme) ( j ) yerine (z) söylemek örnegin: (şarj) yerin (şarz) (Seleştirme) ( ş ) yerine ( s ) söylemek. Örn: (paşam) yerine (pasam) vb. (jeleştirme) ( c ) yerine (j) söylemek. Örn: (kucak) yerine (kujak) (şeleştirmek): (s) yerine (ş) söylemek. Örn: (sana) yerine (şana)

Diğer ünsüzleri ilgilendiren değişmeler. (leleştirmek) ® yerine (L) söylemek. Örn: (merhem) yerine (melhem), (birader) yerine (bilader) bazen de (n) yerine (L) söylenir (fincan) yerine (filcan)

Yerleştirme: bazı yerine veya arasına (y) ünsüzünü sıkıştırmaktan ileri gelir. (Müezzin) yerine (meyzin), (iade) yerine (iyade), (gönlüm) yerine (göynüm). Bazı ağızlarda (b) yerine (p), (d) yerine (t) olduğu görülür. Örn: (Kıbrıs) yerine (Kıprıs), (leblebi) yerine (leplepi) vb.

Yutma: genellikle içinde (h) ünsüzü bulunan kelimelerde sık görülür. Örn: (Ayhan) yerine (ayan), (Mehmet) yerine (memet) vb.

Söyleniş bozuklulari: ünlüleri ilgilendiren değişmeler. (ince a) yerine (kalın a) söylemek. Örn: (Kemal) yerine (kemal) vb. (e) yerine (a) söylemek. örn: (elektrik) yerine (alektrik)vb. (a) yerine (e) söylemek. Örn: (Azrail) yerine (ezrail)vb. (ince o) yerine (kalın o) söylemek (lokma) yerine (lokma) vb.

—————————
Gösterge:Kendi dışında bir başka şeyi gösteren,düşündüren,onun yerini alabilen,nesne,görünüş ve olgudur.

Dil Göstergesi.
Belli dilde, anlamlı en küçük birimlere dil göstergesi adı verilir. Sadece sözcükler değil, fiil çekim ekleri ve çoğul ekler de birer dilsel göstergedir.
Anlam taşıyıcısı olarak, dil felsefesinde de önemli bir kavram olan “gösterge” üzerinde biraz daha durmakta yarar görüyoruz.

Dil göstergesinin bazı özellikleri:
-Dil göstergesi nedensizdir. Gösterileni, gösterene bağlayan bağ, hiçbir iç ilişkiye bağlanmaz.
-Gösterge uzlaşma ürünüdür.
-Dil göstergesi bir simge değildir. Simgede gösteren ile gösterilen arasında doğal ve nedenli bir ilişki vardır.
-Gösterge çizgiseldir. Göstergeler birbirini izler ve bu ardışıklıkta meydana gelecek her değişiklik anlam düzleminde değişikliğe neden olur.
-Dil göstergesi ayırıcıdır. Dilde her şey ayırıcı birimlerin birleşmesiyle işler.
1. Doğal göstergeler: örneğin pencereden bakıp uzaklardan bir yerlerden kara bir dumanın yükseldiğini görüyoruz. Bu bir gösterge. Bu bize oralarda bir yerlerde bir şeyin yandığını gösteriyor, bir yangın olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla duman ateşin ya da yangının göstergesidir, eğer kızılderililerin haber iletmek için yaktıkları bir ateş değilse, özellikle anlam taşıma, iletişim kurma amacı taşımıyorsa bu ateş doğal bir göstergedir. Aynı şekilde çocuğumuzun yüksek ateşi varsa, biz bu göstergeden yola çıkarak onun hasta olduğu sonucuna varırız. Yüksek ateş hastalığı belirtiyor. Örnekleri çoğaltabiliriz. Penceremizi açıyoruz bir sabah, kapkara bir gökyüzü, bulutlarla kaplı; çok zor değil bu göstergenin neyi gösterdiğini anlamak, bu, yağmur yağacağının göstergesi. Bulut yağmurun göstergesi. Bu tür doğal göstergelere belirti [indice] deniyor.

2. Yapay göstergele re gelince onlara genel olarak belirtkeler [Fr. Signal] adını verip kendi içlerindeki gruplara göre ayıracağız. Yansıtıcı göstergeler ve saymaca göstergeler, yani toplumsal uzlaşıma dayalı göstergeler olarak iki ana gruba ayırabiliriz.

a.Bir fotoğraf ya da bir ses kaydı, gerçekliği birebir aktarmayı hedefleyen göstergeler bunlar. Gerçekliği birebir yansıtan bu göstergelere yansıtıcı gösterge [icône] deniyor. Fotoğraf, resim, çizim, ses kaydı, mimikler, vb.. bu öbeğe giren göstergelerdir; yani yansıtıcı göstergelerdir. Bu tür göstergelerle gösterdikleri arasında belli bir nedenlilik ilişkisinden söz edebiliriz.

b Uzlaşımsal, saymaca göstergelere gelince, bunlara da simge deniyor [Fransızca’da symbol]. Saymaca göstergeler söz konusu olduğunda örtülü bir toplumsal uzlaşma var, bir anlaşma var. Birtakım göstergelere belli anlamlar yüklenir ve bir topluluk bu anlam üzerinde uzlaşmıştır. Herkes bu göstergeden aynı şeyi anlıyor. Zaten uzlaşım olmazsa gösterge olmaz. Bu arada bunları da ikiye ayırabiliriz: nedenli olanlar ve nedensiz olanlar.

(1)Hem uzlaşımsal hem de nedenli nitelik taşıyan bu göstergelerle günlük yaşamda her an burun buruna geliriz aslında. Örneğin trafik işaretleri; şu işareti gördüğümüz zaman sürücü ehliyeti olan herkes bilir ki bu yola girilmez. Bu bir göstergedir daha doğrusu bir belirtkedir. Ya da bir kazak satın alıyoruz. Her kazakta mutlaka bir parça vardır, bunun üzerinde bir takım işaretler vardır, işte soğuk suyla yıkayınız anlamına gelen bir işaret ya da makinede sıkmayınız gibi. Bazen bunların yanında açıklamalarını buluruz bazen bulamayız, bulamadığımız zaman düşünürüz acaba ne yapmak lazım bu kazağı yıkamak için? Dolayısıyla giysilerdeki kullanım, bakım işaretleri de bir başka belirtkeler dizgesi örneğidir. Bunlara egemen olmak gerekir. Bunların ne demek olduğunu bilmek gerekir. Yoksa bunlar karşısında çaresiz kalırız.

(2)Dil göstergeleri de saymaca göstergelerdir. Açık bir toplumsal uzlaşım var burada da. Ancak gösterdiği şeyle aralarında bir nedenlilik bağıntısı kurmak olanaklı değil. Çünkü gerçekten de şu nesneye masa demenin hiçbir nedeni yok. Belli bir toplum ilk kez buna masa demek fikrini oluşturmuş ve buna masa denmiş. Bu topluluğun dilini konuşan kişiler bunda uzlaşmışlar ve /masa/ sesleriyle şu nesneyi birbirine bağlamayı herkes kabul etmiş ve bunu belleğine depolamış. Böylece, bu nesnenin adı Türkçe konuşan kişiler için masa olmuş. Bir başka dilde, örneğin İngilizce konuşanlar için “table”, Fransızca konuşanlar için “table” demek gerekiyor. Bu da bize dil göstergesinin nedensizliğini kanıtlıyor.

Saussure dil göstergesinin nedensizliğini göstereni gösterilene bağlayan bağın nedensiz olmasıyla açıklıyor. Dil göstergesinin nedensizliği “konuşan bireyin göstereni istediği gibi, özgürce seçebileceği düşüncesini uyandırmamalıdır [çünkü] gösterge bir dil topluluğunda bir kez yerleşti mi, birey hiçbir şeyi değiştiremez” der Saussure ve ona göre, nedensizlik sözcüğünden anlaşılması gereken ”gösterenin bir nedene bağlanamayacağı, bir başka deyişle, gösterilenle dış gerçek düzleminde hiçbir doğal ilişki kurmaması”dır. Bu savı çürütmek amacıyla, doğadaki belli seslere öykünen pat, küt, şırıl şırıl, uf puf gibi yansıma sözcüklerin ve ay, hey gibi kimi ünlemlerin nedensiz olmadığı görüşünün öne sürülebileceğini söyleyen dilbilimci iyice bakıldığında bu birimlerin aslında öyle pek de nedenli olmadığını, dilde öteki birimler gibi evrim geçirdiğini, ayrıca bu birimlerin dilden dile değişik biçimlere girmesinin de nedenli olmadıklarını kanıtladığını belirtir. (Saussure, 1982: 10-102) Benveniste ise, dil göstergesinin nedensizliğini kabul eder, ancak dil göstergesinin bu temel niteliğinin bu biçimde açıklanamayacağını söyler. Benveniste’e göre, göstereni gösterilene bağlayan bağ nedensiz değil zorunludur, çünkü anlığımız boş biçimleri, adlandırılmamış kavramları barındıramaz. Zaten Saussure’ün kendisi de bunu söylüyordu: gösteren ve gösterilen bir kağıdın ön ve arka yüzü gibi birbirinden ayrılamaz, diyordu. O zaman, Benveniste’e hak vermek gerek: göstereni gösterilene bağlayan bağ zorunludur ve dil göstergesi ancak gerçeklik düzleminde gönderme yaptığı nesneye ya da olguya göre nedensizdir. (Benveniste, 1966: 49-55)Herhangi bir gerçekliği şu ya da bu ses dizisiyle adlandırmanın bir nedeni yoktur; öyle olsaydı, dünya yüzünde her gerçekliğin bir tek adlandırması olurdu, o zaman da dünyada konuşulan bir tek dil olurdu.

Yorum Yapın